SİVİL TOPLUM TARİHSEL GELİŞİMİ. SÜRECİ VE GELECEĞE ETKİSİ

Millet belli bir coğrafyada yaşayan örgütlenerek kültür öbeği oluşturmuş insan topluluğuna denmektedir.

Sivil toplum bu örgütlü insan topluluğunun en iyi örgütlenmiş biçimidir. Kimilerine göre  Birleşmiş Milletlerin barış önerisi sonucu insani yardım projelerinde devletlerin organik yapısı dahilinde yer almayan kuruluşları tanımlamak amacıyla 2.  Dünya Savaşı sonrasında bu tanım literatüre girmiştir. Kimilerine göre ise teorik olarak konuyu Aristoteles’in site devletlerinde modernleşmeye başlayan ilk devlet anlayışı ile yeryüzüne çıktığı görüşü ileri sürmüştür.

Sivil toplum, modern doğal hukuktan başlayip Çiçero’nun “societas civilis” fikrinden geçerek klasik felsefeye ve hepsinden önce de polis anlaminda kullanildigi Aristoteles’e kadar geriye götürülebilen bir kavramdır ve eski Avrupa geleneğinin önemli bir parçasını olusturmaktadir. Der. KEANE. Bu kavramlardan yola çıkan  Ege Üniv. Yüksek Lisans Hocam Prof. Tanju Tosun konuya kavramin ilk klasik versiyonunu tanimlayan Aristoteles, sivil toplumu, yasalarla belirlenmis kurallar sistemi içindeki özgür ve esit kabul edilen yurttaslarin bir siyasal toplumu olarak adlandirmistir. Yani tam da düşündüğümüz gibi siyasi partiler de STK’DIR.

Tabii ki de modernleşmeye başlayan laik devletlerde, kamu idaresi ile iç içe olmayan, demokrasinin değerlerini özümsemiş, çok sayıda farklı kültürleri ve düşünceleri bir arada tutan farlılıkları aynı seviyede tutabilen kuruluşlara sivil toplum kuruluşları denir. İlk esintilerini  ‘Platon’un Devlet’ eserinde görsek bile bana göre insanın ilk örgütlenmeye başlamasıyla, ilk dayanışma sonucu ortaya çıkmıştır.   ve günümüzde demokrasinin çatısı sayılan İskandinav ülkelerinde demokrasi ile aynı yolu paylaşan sivil toplum zirve yapmıştır. İşte Bundandır ki! İskandinav ülkelerinde her vatandaş ortalama dört STK’ya üye iken bu durum ülkemizde ortalama 16 Vatandaştan sadece biri üye konumundadır.

ÜLKEMİZDE GEÇMİŞTEN GELECEĞE SİVİL TOPLUM

Aslında atalarımızın kurduğu imparatorluklarda bilhassa Anadolu yerleşkesindekilerde (Osmanlı – Selçuklu) imparatorluklarında Vakıflaşmayı, vakıf arazilerini, Ahilik kültürümüzün (ki bende esnaf olarak bu kültürle yetiştim.) Lonca yapılaşmalarına sıklıkla rastlıyoruz. İslamiyet sonrası Milletimiz’de Camii ve etrafında oluşan ekonomi ve eğitim merkezlerini (Külliye) gibi yapılaşmalarda sivil topluma yeniden rastlıyoruz. Tabii ki bu günlerde gündem de olan külliye sistemi bu gün olduğu gibi o günlerde de ağırlıklı olarak devlet ya da feodalitik bir yapı ile oluşturulmakta idi.

Ancak Milletimizin gerek göçebe kültüründen gelmesi ki en önemli etken bence budur hızlı hareket ancak ve ancak organize hareket ile mümkün olabilir. Bu da zaman içerisinde bilhassa feodal ve merkezi otoritelerden uzak bölgelerde İMECE usulü ile mümkündür. Ve Yurdumuz Anadolu’da bu durum günümüze kadar gelerek  Bugünkü Camii yaptırma, yaşatma derneklerini, hemşehri derneklerini. Loncalar ise meslek odalarını, sektörel dernekleri, sanayi devrimi ile beraber ortaya çıkan sınıf akımları da (Amerika’da ki liman işçilerinden başlayan sivil toplum hareketleri vb.) işçi – iş veren sendikalarını,  Hakları için mücadele  veren aktivistler de (Fransa’daki kadınların canlarını vererek elde ettikleri oy, kürtaj hakkı gibi sivil toplum hareketleri de) bugün bazı kültür, kadın hakları, hayvan hakları, çevreci ulusal ve uluslar arası stk’ların oluşumuna zemin hazırlamıştır. Tabii ki tarihte bu hikayelerin eskisi ve yenisi mevcuttur. Ancak ruh budur.

İlk olarak 3. Selim devri ile başlayan, 2. Mahmut zamanında vücut bulan dönemin Magna Carta’sı olan Sened-i İttifak vb. bir çok ıslahat ile devam eden ve akabinde Jöntürkler akımı ve 2. Abdülhamid Han dönemi yaptırılan  rasyonel eğitim veren askeri okullar ve o okullardan mezun olan öğrencilerin gerçekleştirdiği meşrutiyet ile monarşinin kırılması gerçekleşmiş ve böylece toplumumuzun sivil toplum modernizasyonuna doğru evrildiği görülmüştür.

Milletimizin 20 yy. başında uğradığı 1. Cihan harbi felaketinden sonra  entellektüel bilgi birikimi sadece objektif olarak bakıldığında bile tüm akıl ve mantık sahibi bilim adamları, dünya liderleri ve otoritelerince kabul edilen ilk olarak o günü ile mücadele eden günün asi isyankarı, yarının ise; Tarihe damgasını vuran lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Şark vilayetleri, Anadolu ve Rumeli’deki dernekleri bir araya getirerek. Yine binlerce yıldır içimize işlenen kültürümüzü (ki kültürler için için yanan ve binlerce yılda coğrafya ve tarihin liderlerinin etkisi ile oluşan duygu, düşünce, hareket ve etik kodların biçimlerinin normlaşmış şeklidir.)  bu kültür alevini yeniden ateşleyerek bildirilerini ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAİ HUKUK CEMİYETLERİ HEYETİ TEMSİLİYESİ ADINA  M. KEMAL olarak imzalamış, böylece modern cumhuriyetimizin doğuşunu yine sivil toplum üzerinden müjdelemiştir.

Demokrasi ile sivil toplum doğru orantılıdır ve siyasi partileri de sivil toplum kuruluşu olarak görmek gerekmektedir. Ancak hukuki yaptırım gücüne sahip olan devlet erkine haiz siyasi parti temsilcilerinin siyasi partide ki temsili sivil toplum iken devlette ki karşılığı kamu idarecisi olarak ayrılmalıdır.

15 Temmuz 2016 tarihinde milli irade dışı bu kavram aynı zamanda (sivil toplum dışı demektir) haince bir darbe girişimi olmuştur. Bu çok genç olan cumhuriyetimizdeki başarısız ve post modern dahil olmak üzere (e-muhtira ve ultimatomlar hariç)  yedinci askeri darbe olayıdır. Ve Aynı anda tüm sivil toplum kuruluşları ve yine bana göre STK sayılan siyasi partilerin an itibari ile red ettiği ve demokrasinin tartışmasız gücü olan sivil halk tarafından engellenerek sivil iradenin otoritesine dışarıdan müdahaleyi yok saydığı tarih olarak takvimimize düşmüştür.

Elbette ki günümüzde demokrasimiz ve tabiatıyla ayrılmaz yol arkadaşı sivil toplum bilincimiz hayal edilen seviyede değildir.  Ancak sivil toplumun oluşturacağı kültür ve ekonomi hareketleri tartışmasız olarak siyasi istikamete yön veren rüzgar olacaktır. Bilişim dünyasının bugün bize sunduğu nimetler dolayısı ile Aristoteles’in site devletlerinde bile görülememiş olan doğrudan demokrasiye insanlığın gidişinde STK’ların hayati bir rol alacağı düşüncesindeyim. Çoğunlukçu demokrasi yerine çoğulcu demokrasinin geldiği, kurumsal yönetimin yerine yönetişimin gerçekleştiği anlara geçişte daha alacağımız yol olacaktır.

Son olarak ta ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken başlı başına çok önemli tez konusu olan ‘sivil toplumda ekonomi’ konusunun da köklü bir algı değişikliğine, reformuna ihtiyaç duyulmaktadır.  STK’ların ‘kar amacı gütmeyen kuruluşlar’ algısının tam tersi istikamette ‘kar amacı güden’ kuruluş algısına sahip olması gerekmektedir. Çağımız, belki de medeniyetin başlangıcından beri var olan ancak sanayi devrimi sonrası, bilhassa 20. yy. başında Atatürk’ün de vurguladığı gibi tamamen ‘ekonomi çağı’ iken 21. yy.da da ekonomi ve bilgi çağına dönüşmekte iken STK’ların  medeniyete tam isabetli faydalar sağlaması ve etkinliği oluşturması için özel sektörde faal olması özel sektör ya da kamu sektörü ile etkin ortaklıklar kurması profesyonel STK yönetimlerinin oluşması şahsımca elzemdir.

Dokuz Eylül Üniversitesin’de kitaplarını okuduğumuz Merhum Prof. Dr. Tevfik PEKİN Hocam’a  ekonominin bazı noktalarında STK’ların etkin rol oynamasının mümkünatını sorduğumda ‘bunun karıncaya taş taşıtılması ile aynı şey olduğunu söylemişti.’ Engin iktisat bilgisi ile hocamızın doğru söylediğine tabi ki şüphe yok! Ancak. Karıncalar ağırlıklarının on katı kadar ağırlığı kaldırabilirler. Mesele gelecekte  o karıncaların doğru ilke ve hedefler çatısı altında toplanarak ekonomi dünyasında da önemli bir tsunami dalgası yaratacaklarına olan inancım tamdır. Çünkü İnsan Vicdanı ve mantığı geçmişimizdeki gibi günümüzde de yaşanan acımasız vahşilik karşısında uzun süre duyarsız kalmayacaktır. Er ya da geç sınırları kaldıracak ve kendi türünü yok etme ilkelliğine son verecektir. Hırsından dolayı, yeryüzünde yavrusunun kıyıya vurmasını izleyen başka bir kara ve deniz canlısı türü bizden başka mevcut değildir.  ve  İnsan vücudunun bir noktasında ki yara nasıl ki zihnimiz kanalı ile acısını hissettirip sızlatıyor ise; Dünyamızın bir tarafında ortaya çıkan acı tüm insanlığı aynı şekilde müteessir etmelidir. İşte! Bu evrenselliğe giden yolda Sivil Toplum Kuruluşları hayati bir anahtar rol oynayacaklardır. Çünkü kültürlerin birbirine entegre olarak üst kültürün oluşacağı yol bu yoldan geçicektir.

Can ÜSKÜP

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir